Türkiye’den İngiltere’ye Tren ile Gitmek ya da Bir Diğer Göç Hikayesi II

Türkiye´den İngiltere´ye yaptığım tren yolculuğumun ilk bölümünü okuyacak kadar boş vakit bulduysanız ikinci bölümü de okuyun bari. Yarım bırakmış olmayın, arkanızdan ağlamasın.

Tren bilette yazan saatte, bilette yazan platformdan kalkacak! Bugün, yarın ve her zaman!”

                                                              Bir Alman Görevli

Gorna 13:10 – Russe 15:05

Gorna’ya vardığımızda hava çoktan aydınlanmıştı, güneşli güzel bir gündü. İstasyon çevresinde tek tük görebildiğimiz insanlar mavi gökyüzü altında mutlu mesut dolanıyorlardı. Bizim bölgemizin en güzel yanı da bu belki de. Hava soğuk olsa dahi, kalın elbiselerimizi giyip mavi gökyüzü, parlayan güneşin altında dolaşabiliyoruz. Güneşin değeri kaybetmeden anlaşılmıyor. İki buçuk saat kadar bizi Romanya sınırına götürecek olan Russe trenini bekledik. Videoda görebileceğiniz valizlerin çokluğundan ve üstümüze çöken tembellikten istasyon dışına çıkmadık. Onun yerine erzak çantamızı açıp tren gelene kadar yiyip içtik.

Biletimizi yine çevrimiçi alamamıştık. İstasyon yine Euro kabul etmedi. Neyse ki bu sefer kredi kartı kabul edildi ve derin bir nefes aldık zira bozuk para çorabımızın dibini görmüştük.

Bu trende eski tip trenlerdendi. Ortalıkta sigara içenler, koridorda koşturanlar… Hala bu tarz trenler aktif iken denemenizi öneririm çünkü yavaş yavaş kaldırılıyorlar, yerlerini klimalı kutulara bırakıyorlar. Bulgaristan’ı trenle geçmenin en güzel yanı trenlerdi. Manzara gerçekten güzel, penceremizden akan görüntüye bakarken iki saatin nasıl geçtiğini fark edemedik.

Russe 16:10 – Bükreş 18:58

Russe istasyonunda bir saat kadar bekledik. Bükreş treni yeni nesil, klimalı, zevksiz trenlerdendi. Tuna Nehri’ni 2.5 km uzunluğunda ki çelik konstrüksiyon Tuna Köprüsünü kullanarak geçiyorsunuz ve artık Romanya’dasiniz.

Tren yolculuklarından beklediğimizin çok üzerinde keyif almamıza rağmen yavaş yavaş yatak özlemi bastırmaya başlamıştı. Kalacak yer seçimini airbnb aracılığı ile meşhur Çavuşesku’nun parlamento sarayının tam karşısında bulunan bir apartman dairesinden bulduk. Parlamento Sarayı guiness rekorlarına göre dünyanın en pahalı yönetim binası. Gelişmemiş toplumların saraylarda yaşayan yöneticilerine bir diğer örnek. Tanıdık geldi mi?

Parlamento Sarayı
Ne yazık ki bizde de benzeri olan Romanya Parlamento Sarayı.

Metroyu kullanarak sarayın önüne geldiğimizde anahtarları getirecek olan ev sahibini aramamız gerekiyordu ancak telefonumuz olmadığı için yarım saat kadar aval aval sağa sola bakındık. Neyse ki bir market yardımcı oldu ve ev sahibini bizim yerimize aradı. Ev sahibinin bizim için iki bira, bir şişe de su bırakmış olması yüzümüze bir gülümseme kondurdu. Eşyaları odaya fırlatıp Bükreş gece hayatını keşfe çıktık.

Bükreş barlar sokağı, St. Patrick´in izinde…
Tirbüşon
Hala duruyor meymenetsiz.

Bükreş, karşılaştığım insanları gibi güler yüzlü ve yardım sever bir şehir. Keşke daha fazla vakit geçirebilseydim, gelişmenin yıkımda getireceğini bilmesine rağmen gelişmeye çalışan eski caddelerinde daha fazla yürüyebilseydim.

Budapeşte treni en uzun raylı sistem yolculuğumuz olacaktı, haliyle biraların yanına bir şişe de şarap ilave ettik. Bükreş sokaklarında koştura koştura şarabı açmak için tirbuşon aradık ancak bulamadık. Hediyelik eşya satan bir yere daldık ve yandaki fotoğrafta göreceğiniz, üstünde Romanya bayrağı bulunan bira bardağından çıkan tirbuşon görünümlü ( ne perhiz ne lahana turşusu), uyduruk magneti aldık.  Hem şarabı açarız hem de anı işte diyerek. Şarap şişesinin çevir aç kapak olduğunu Budapeşte trenine binene kadar fark edemedik.

 

Pastanelerde böyle bir şey görürseniz mutlaka alın. Şarapla çok güzel gidiyor.
3. Gün : 03.04.2017 – Bükreş 17:45 – Budapeşte 08:50

Bilet Aldığımız Sayfa: Mav
Yolculuk Süresi: 15 saat

Yolculuğu planlarken en çok sıkılacağımızı varsaydığımız bölüm, en uzun tren yolculuğu olacak olan Bükreş – Budapeşte hattıydı. Ancak hiç de öyle olmadı, aksine sonsuza kadar hatırlayacağım bir anıya dönüştü. Tren, odalar, koridorlar dahil olmak üzere, oldukça temiz. Restoranı da var yanlış hatırlamıyorsam ancak erzak depomuzu Bükreş’te yenilediğimiz için tren restoranına gitmedik. Size de aynısını tavsiye ederim.

Odamız fotoğrafta göreceğiniz gibi Türkiye – Dimitrovgrad hattında ki odamıza benziyordu. Biraz daha küçüktü. Lavabo, askılık, priz ve valizleri koyabileceğiniz bölümler var. En güzel yani ise Türkiye’de olduğu gibi pencere açılıyor, yani kimseye söylemezseniz, sigara içebilirsiniz demek bu, değil mi?

Bükreş- Budapeşte, Türkiye trenine kıyasla daha küçük…Dağınıklık için özür dilerim.

Pencereden akan görüntüyü izlerken, biraz bira, biraz şarap önceydi derken, muhabbet ede ede akşam oluverdi. Işıkları ve müziği kapatıp yıldızlarla kaplı gökyüzünü izlerken şişemden son yudumları alıp, içimde ki biten güne burukluk hissiyle uykuya daldım.

4. Gün 04.04.2017 Budapeşte 13:40 – Münih 19:32

Bilet Aldığımız Sayfa: Bahn
Yolculuk Süresi: 5 Saat

İstasyonların çoğunda bavullarınızı kilitleyebileceğiniz dolaplar bulunuyor. Budapeşte Kelleti istasyonuna vardığımızda ilk işimiz gerekli bir kaç parça eşya alıp bavullardan kurtulmak oldu. Budapeste’yi herkes duymuştur, dünyaca ünlü, tarihi dokusu korunmuş güzel bir şehir. Biz, yaklaşık beş saatimiz olduğu için, müzelerini gezmek yerine kendimizi sokaklara vurduk. Tuna Nehri’nin üzerinde ki köprülerde yürüdük, şehrin iki yakasına bakındık. Dikkatli olun, ben turist modunda sağa sola aval aval bakınırken bisikletli bir kızcağız beni ezmek zorunda kaldı.

Budapeşte
Budapeşte´de sağa sola bakınırken.

En azından Budapeşte’ye kadar olan tren yolculuğunu daha önce neden yapmadığım konusunda kendime halen kızıyorum. Muhtemelen deniz kenarı olmayan yerleri sevmememe kurban giden bir diğer potansiyel gezi olarak kalacak aklımda. Budapeşteyi ziyaret etmenizi, özellikle uzun bir tren yolculuğuyla, öneririm.

Kelleti İstasyonu
Kelleti İstasyonundan çıktığınızda sizi karşılayan meydan.
5. Gün 05.04.2017 Münih – Paris

Bilet Aldığımız Sayfa: Bahn
Yolculuk Süresi: 5 Saat

Budapeşte’den Münih’e olan yaklaşık altı saatlik yolculuk benim için en sıkıcı bölümdü. Eğer keyfime göre sağdan sola savruluyor olsaydım belki beni çok mutlu edecek bir yolculuk olacaktı ancak Macaristan ve Avusturya yeşil düzlüklerini geçerken önümdeki belirsizliği düşünerek boş boş pencereden dışarı baktım yalnızca. Yanıma aldığım Hemmingway romanına ise elim gitmedi bir türlü.

Münih’e vardığımızda hava çoktan kararmıştı. Geceyi geçireceğimiz istasyona 10 dakika yürüme mesafesinde bulunan otelimize valizlerle varmamız 20 dakikayı buldu. Valizleri odaya fırlatıp hem yiyecek bir şey bulmak hem de ortalığı biraz dolaşmak için dışarıya çıktık. Hayatımızda yediğimiz en güzel köfteyi burada, Antepli bir ustanın Altın Dilim adlı restoranında yemiş bulunduk. Askerlik sebebiyle Diyarbakır, Mardin ve Şırnak’ta bulunmuştum ama böyle bir ustaya denk gelmedim. Köfte o kadar güzeldi ki otele geri dönene kadar köfte hakkında konuşmaya devam ettik. Münih deyince aklıma köfte gelir o günden beri.

Marienplatz Katedrali
Geç olduğundan içini dikizleyememiş olsak da, dışarıdan bile heybetli bir görüntüsü vardı Marienplatz Katedrali´nin. Meydandan ise Frauenkirche´nin kubbeleri görünüyordu.

Alman disiplini ülkemizde her daim meşhur olmuştur. Trenler dünyanın pek çok yerinde kimi zaman rötar yapar, kimi zaman beklenenden farklı platforma yanaşır. Münih’de trenin zamanında gelip, bilette yazan platforma yanaşıp yanaşmayacağından emin olmak için görevli bir hanım efendiye soralım dedik. Hanımefendi bize biraz tepeden bakarak konuşmaya başladı ve aynen şu cümleyi söyledi: “Tren bilette yazan saatte, bilette yazan platformdan kalkacak! Bugün, yarın ve her zaman!”.

Bizi Paris’e götüren tren yeni nesil pırıl pırıl bir trendi. Avrupa gezilerimde gördüğüm kadarıyla Fransızlar raylı sistemler konusunda epey başarılı. Fiyatların kazık olmasını bir yana bırakırsak oldukça temiz ve hızlılar. Restoranda yemek fiyatları da biraz uçuk. Bir bira (bira değil Erdinger diyeceksiniz!) 5 Euro civarı diye hatırlıyorum. Trenimizin restoranında “oui, oui” diyerek zıplaya zıplaya gezinen evlere şenlik bir görevli vardı, hala aklımıza gelir manyak adam.

05.04.2017 Paris – Londra ya da Yeni Eve Geliş

Bilet Aldığımız Sayfa: Eurostar
Yolculuk Süresi: 2.5 Saat

Bildiğiniz gibi efendim Büyük Britanya ile küçük Fransa arasında ulaşım İngilizlerin Chunnel dediği Manş Denizi’nin altına açılmış bir tünel aracılığıyla yapılıyor. Şimdi uçaktan korkup, okyanusun altında ki bir solucan tünelinden geçmekten korkup korkmadığımı sorabilirsiniz. Tabi ki korkuyorum.

Chunnel tren trafiğini Eurostar adlı bir firma üstlenmiş. Trenler Paris Gare du Nord ile Londra St. Pancras istasyonları arasında gidip geliyor. Yaklaşık iki buçuk saat süren yolculuğun 25 dakikası Manş Denizi’nin altında geçiyor, evet, altından. Ondan sonra soruyorlar neden içiyorsun diye. İnsan kendine sormadan edemiyor atların neyi kötüydü diye.

Eurostar trenleri seyahat ettiğim kadarıyla bildiğimiz güzel, iyi niyetli trenlerden farklı. Birincisi bir süre okyanusun altından gidiyor, ikincisi tren koltukları birbirine yapışık, rahatsız, aynen uçaklarda olduğu gibi. O yüzden İngiltere ile İspanya arasında feribotları araştırıyorum bir yandan. Belki de en iyisi kapıyı kilitleyip evden hiç çıkmamak, bilemiyorum.

Eurostar biletleri kazık. Eğer kullanmayı düşünüyorsanız biletleri çok çok önceden almanızı öneririm.

05.04.2017 Londra – Manchester

Bilet Aldığımız Sayfa: Virgin
Yolculuk Süresi: 2.5

Eurostar St. Pancras İstasyonu’nda inip Manchester treni için 15 dk kadar bir yürüyüşle Euston İstasyonu’na gittik ve istasyonun hemen önünde ki Nandos’ta akşam yemeği yedik. İşin tuhafı beklediğimin aksine dört gün boyunca trenlerde, bavullar ile sokaklarda gezinmemize rağmen hiç de yorgun hissetmiyorduk.

Londra’dan Manchester’a tren ile ulaşım iki saatten biraz daha fazla sürüyor. Biletleri erkenden almanızı tavsiye ederim çünkü biraz oynaklar.

Manchester merkezden önceden ayarladığımız airbnb evine ulaşmamızı hali hazırda Airbnb yazımda anlatmıştım.

Son Notlar & Tavsiyeler

– Tren yolculukları sırasında kendimizi güvende hissettik. Eğer tek başınıza yolculuk yapıyorsanız yatak kiralamanıza çok da gerek yok. Böylece bilet fiyatlarını epeyce aşağı çekmiş olursunuz. Ailenizle ve eşyalarla yolculuk yapıyorsanız oda seçeneklerini incelemenizi tavsiye ederim.
– Bulgaristan’ı geçerken yanınızda gözden çıkarabileceğiniz beşlik, onluk banknotlar taşımanız faydanıza olur.
– Erzaklar için bir çanta mutlaka ayırın ve her yolculuk öncesi yenileyin. Çoğu trende restoran mevcut, hatta çok pahalı sayılmaz ancak fiyatlar market fiyatlarından haliyle daha yukarıda.
– Başta Eurostar olmak üzere, Almanya, Fransa, İngiltere biletlerini alabildiğiniz kadar önceden alın.
– Tren platformları bazen değişebiliyor. Çok iyi takip etmenizi öneririm.
– Trenler yolcu beklemez. Saatinden önce mutlaka istasyonda olun.

Eğer bu yolculuğun uçaktan ucuza geleceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Her ne kadar Münih´e kadar olan trenler ucuz olsada, Münih sonrası ödediğimiz ücretlerle gidiş-dönüş uçak bileti ve bir tane de öküz alırdık belki, ama bu kadar güzel vakit geçiremezdik.

Benden bu kadar. Umarım yolculuklarınız bizimkinden daha güzel geçer. Eğer ki İngiltere’ye taşınmayı düşünüyorsanız, anormal insanlar gibi dört saatte gelmek yerine, yeni evinize doğru çufçuflayın emi, ey kardeşlerim!

Yazıyı Paylaşın:

Yorumsuz geçmeyin...

2 yorum “Türkiye’den İngiltere’ye Tren ile Gitmek ya da Bir Diğer Göç Hikayesi II”