Liverpool Gezisi

Daha önce söyledim mi bilmiyorum, önce ki yazıları okuyamayacak kadar tembelim, İngiltereyi hiç bir zaman turistik (yaşanacak yer olarak da düşünmedim ya neyse) bir yer olarak düşünmedim. Herhalde tesadüfler sonucu bu adada yaşıyor olmasam hiç gelmeyecektim. Ancak gördüğüm kadarıyla pek çok kişi benimle aynı fikirde değil ki Birleşik Krallık en çok turist çeken ülkeler sıralamamasında ilk onun daimi üyesi. Biz de güzel bir hava yakalamışken ve ucuz tren biletleri bulmuşken günübirlik Liverpool gezisi yapalım dedik.

Amacımız şehri gezip, tarihini kültürünü öğrenmekten ziyade biraz ortalıkta dolanmak, insanları dikizlemek, denize bakmak en nihayetinde de güzel vakit geçirmekti. Kısaca bir bakıp çıkacaktık. Günün sonunda amacımıza ulaştığımızı düşünüyorum. Liverpool, her ne kadar, futbol kulüpleri ve Beatles ile ünlü olsa da Birleşik Krallık tarihinde liman şehri oluşu ve 19. yüzyıl pamuk ve köle ticaretleri sebepleriyle önemli bir role sahip. Ilı şehirler arası raylı sistem Manchester ile Liverpool arasında olduğundan biz de yolculuğumuzu tren ile yaptık.

Liverpool Pier Village (Liverpool Kordonu)

We all live in a yellow submarine / Yellow submarine, yellow submarine,
We all live in a yellow submarine / Yellow submarine, yellow submarine”

                                                       Paul McCartney & John Lennon

 

Eğer tren ile seyahat ediyorsanız, Lime Street Tren İstasyonu’nun hemen karşısında UNESCO dünya listesinde bulunan St.Georges Hall dikkatinizi çekecektir. Girişin ücretsiz olması lazım. Günümüzde konserler, düğünler ve çeşitli etkinlikler için kullanılıyor. Biz denize olan açlığımızdan ötürü kendimizi direk Waterfront bölgesine, yani Mersey Nehrine attık.

Neo-klasik çağın en güzel örneklerinden biri olduğu düşünülen St. George’s Hall

Tren istasyonundan aşağı 15-20 dakika yürürseniz kendinizi Liverpool sahil şeridinde (ya da nehir şeridinde) bulacaksınız. Burası yine neredeyse tüm Liverpool gibi UNESCO dünya mirası listesinde: Royal Liver Building, Cunard Building ve Port of Liverpool Building. Güzel bir gün yakaladıysanız karşınızda uzanan Mersey Nehri eşliğinde bu üçlünün gerçekten güzel bir görüntüsü var. Biz burada epey vakit geçirdik yalnızca çevreyi seyrederek. Her ne kadar karşımda ki deniz olmasa da bana Çanakkale kordonu hatırlatmadı diyemem.

Liverpool Müzesi

İnsanları dikizlemekten sıkılınca hemen dibimizde gördüğümüz Liverpool Müzesi’ne (Museum of Liverpool) girdik. Müze hemen kordonun üzerinde, kaçırmanız mümkün değil. Modern yapılar pek hoşuma gitmese de, benim fikrim, oldukça hoş bir yapı. Giriş ücretsiz. Açıkçası muhteşem bir müze olmasa da ben tatmin oldum. Müze, Liverpool’un geçmişten günümüze gelişimi, pamuk ve köle ticareti hakkında güzel bilgiler sunuyor, ayrıca 1800lerden gelen Lion adlı bir trene de ev sahipliği yapıyor.

Liverpool Müzesi’nin Albert Dock üzerinden görünüşü…

Liverpool İngiltere tarihinde çok önemli bir rol sahibi olmasının sonucu pek çok müzeye ev sahipliği yapıyor. Bu siteden Liverpool müzelerine erişebilir ve gezinizi planlayabilirsiniz.

Albert Dock

Liverpool gezisinden sonra ne zaman malum şehir hakkında konuşsam aklıma ilk Albert Dock geliyor. Albert Dock avlu şeklinde dizayn edilmiş, restoran ve müzelerle çevrelenmiş bir yer. Turistlerin ilgisini en çok çeken yerlerden birisi olması sebebiyle marinada ki fiyatlar normalin biraz üzerinde ancak mutlaka uğramanızı tavsiye ederim. Boş boş dolaşmak için ideal.

Liverpool’a yeniden gidersem tekrar uğrayacağım bir yer.
Crosby Beach: Another Place

Deniz aşığı olduğumuzu söylemiştim sanırım. Hava o kadar güzeldi ki kendimizi sahile atmak istedik. Crosby Beach için turist çekim merkezi diyemem, mutlaka görün de diyemem. Araba ile on dakika sürmesi gereken yolculuk otobüs ile 40-45 dakika sürüyor. Zamanınız dar ise muhtemelen pas geçeceksiniz ancak ben yine de bir şeyler yazmak istedim.

Crosby Beach İngiltere’nin uçsuz bucaksız sahillerinden birisi. Okyanusta yüzen manyak İngilizlere aldanmayın, su çok soğuk. Sahilde yürürken dikkatinizi demirden yapılma insan heykelleri çekecek. Bizim Crosby sahilini ziyaret etme sebeplerimizin temeli olan gördüğünüz demir heykeller Antony Gormley adlı bir heykeltıraş tarafından yapılmış ve “Another Place” olarak adlandırılmış bir çalışma. Temel olarak kimisi denizin içine, kimisi sahile yerleştirilmiş denize bakan 100 adet insan şeklinde demirden yapılma heykeller. Sahilde oldukça değişik bir manzara oluşturuyorlar.

Güzel bir günde deniz kenarında sessiz demir adamların koruyuculuğu eşliğinde piknik yapmak, yürümek için oldukça hoş bir sahil. İngilizlerde bu fırsatı kaçırmıyorlar.

The Beatles Story

Benimde lise zamanlarından beri hayranı olduğum grup Liverpool’un simgelerinden. Alber Dock’un hemen yanında grubun bir müzesi bulunuyor. Giriş ücretli, hem de 16.95 Pound! Beatles hayranlığımız Kraliçemize (Sterlin de diyoruz) olan sevgimizin önüne geçemedi, yani, tabi ki girmedik. Ücretsiz girmenin bir yolu var mı bilmiyorum. Müzeye girmek yerine şu an hatırlamadığım bir yerden kahve alıp müzede çalan Beatles şarkıları eşliğinde kapının önünde dans ettik. Söyleyince bir tuhaf oluyor ama yaparken güzeldi.

Cavern Club

Liverpool’un en çok turist çeken yerlerinden birisi tabi ki Cavern. Mathew Street üzerinde bulunuyor. Barın karşısında bulunan John Lennon heykeline selam verip içeriye ücret ödemeden girdik. Bizim ziyaret ettiğimiz gün videoda görebileceğiniz gibi canlı müzikte vardı ve içerisi tıklım tıklımdı. Dünyanın en meşhur barlarından birinde olmamıza rağmen bira fiyatlarının hiç de yüksek olmamasına gerçekten şaşırdım.

Duyduğum kadarıyla lokal gruplar çok sık sahne alıyorlar. Ayrıca meşhur gruplar ve sanatçılarda sürpriz mini konserler veriyorlar. Adele, Oasis, Arctic Monkeys gibi…

Cavern duvarları müzeyi andırıyor.

Bar yerin altında, Wiki’ye göre 1973 yılında tünel inşaatı için yıkılıp doldurulmuş ve 1984 yılında (benim doğumumla beraber) yeniden açılmış. İçeride elinizde bira, dans eden insanların arasında yürürken kendinizi müzedeymiş gibi hissediyorsunuz. Duvarlar geçmişten kalan Beatles, ve Cavern’de çalmış olan Rolling Stones, Elton John, Queen, The Who gibi rock’n roll devlerinin Cavern’de çalarken çekilmiş fotoğraflarıyla ve hediye ettikleri eşyalar ile dolu.

Beatles fotoğrafları…
Eve Dönüş

Liverpool’da, özellikle Cavern Club’da o kadar güzel vakit geçirdik ki tren vakti yaklaşırken ağlamaklı olduk. Bu hissi en son Thasos Marble Beach’de akşam olup, otelin yolunu tuttuğumuzda hissetmiştim. Treni kaçırıp kaçırmamayı, bir sonra ki trene bilet bakmayı düşünürken eve dönmeye ve yakın bir zamanda yeniden Liverpool’a gitmeyi kararlaştırdık. Hatırlıyorum kulağımda Strawberry Fields Forever dönüyordu.

 

Yazıyı Paylaşın:

Yorumsuz geçmeyin...