Amatör Göçmenin Tecrübe Torbası

Manchester’da Yaşamak IV: En Sevdiğim Beş Pub

Benim görüşüme göre Manchester’da yaşamak denince konu mutlaka publara gelir. Bir önceki yazımda değindiğim gibi iş değiştirip banka müfettişi olduktan sonra yazmaya pek fırsat bulamaz oldum. Altı ay önce de banka adam bulamayıp teftiş müdürlüğüne beni atayınca hayat birden daha da yoğunlaştı. İşin üzerine eşimle mümkün olduğunca zaman geçirmek, arkadaşlarımla vakit geçirmek, gitar çalmak, oyun oynamak derken yazmayı bırak, kitap okumaya bile vakit kalmıyor. Üstelik ne kendi sosyal medya hesabım var, ne de televizyon izlerim.

A good local pub has much in common with a church, except that a pub is warmer, and there’s more conversation.

William Blake

Sadece Manchester’da yaşamak değil, Birleşik Krallık’ta yaşamak üzerine bir konuşma yapılacaksa konu mutlaka publara gelir. Pub; maç izlediğiniz, arkadaşlarınızla buluştuğunuz, yemek yediğiniz, nereye gideceğinizi bilmediğinizde gittiğiniz yerdir. Britanya kültürünün temel taşlarındandır.

Greater Manchester’da iki binden fazla pub varken, Manchester merkezinde yaklaşık yedi yüz pub vardır. Ben şimdilik yalnızca merkezde bulunan publar hakkında yazacağım. Aksi takdirde iş içinden çıkılmaz bir hal alabilir çünkü en beklenmedik kasabada bile muhteşem bir pub bulmanız hiç de sürpriz olmaz.

Yazıya başlamadan söylemem lazım ki sonradan uyarmadın demeyin. Yazacağım publar, benim gibi orta yaşlı kart metalci arkadaşlarımla gittiğim yerler.

1 – City Arms

Bu pub benim arkadaş grubumun buluşma noktasıdır. Oldukça salaş olan bu pubın tarihi 18. yüzyıla kadar uzanır. Gençliklerinde de buraya düzenli giden arkadaşlarıma göre pub, yıllar içinde pek değişmemiş. Ben de neredeyse on yıldır kayda değer bir değişiklik görmedim. Sanırım bardakları yıkamaya başladılar eğer bunu bir değişiklik olarak kabul ederseniz.

City Arms

Pub, St Peter’s Square’in hemen yakınında, Waterhouse’un arka sokağında yer alır. “Pub crawl” yapacaksak genelde ilk durağımız burası olur. İş çıkışı bir-iki bir şey içmek istediğimizde de yine City Arms yollarına düşeriz.

Şimdiki en yakın arkadaşlarımla ilk kez içmeye gittiğim yer de burasıydı. Saat kaçta buluşacağımızı sorduğumda “dokuz buçuk gibi pubda oluruz” demişlerdi. Ben de doğal olarak “çok geç değil mi?” diye sordum. “Sabah” dediler. On beş yirmi dakika gecikmeyle vardığımda ikinci içkilerini içiyorlardı. O gün İngilizlerle içmenin ne demek olduğunu ve günün pek de iyi bitmeyeceğini anlamıştım.

city arms

Bu pub’a olan hayranlığımızın bir diğer sebebi de Titanic Brewery’nin Plum Porter birasını satmasıdır. Hatta arkadaşlarımla Manchester’da Plum Porter bulunan tüm pubları işaretleriz.

Yanında The Vine adında yine çok sevimli bir pub daha vardır. İkisinde de yemek servisi yoktur. Bir gün başlarsa şüpheyle yaklaşırım.

2 – Grand Central

Yine arkadaşlarımın çocukluklarından beri gittikleri bu pub, Oxford Street’te, meşhur Refuge’un tam karşısında yer alır.

Grand Central genelde sondan bir önceki durağımızdır. Buraya gelene kadar dört ila altı pub gezmiş oluruz. Eğer yolunuz düşer ve bağırıp çağıran, dans eden, kısaca ağızlarıyla içemedikleri belli olan altı ila on beş kişilik bir grup görürseniz, o biz olabiliriz.

grand central

Rock/metal müzik sevmiyorsanız yanından bile geçmenizi pek tavsiye etmem. Bazı günler canlı müzik de olur. Pubın ortasında dans edilir, kafa sallanır. Bana göre Manchester’ın en iyi jukebox’ına sahip pub burasıdır.

Eskiden pubın uç kısmında iki büyük yuvarlak masa vardı ve genelde çiftler otururdu. Bir gün bir çocuk laf attı, müzik üzerinden sohbet etmeye başladık. Sonradan bir arkadaşım o masaların “swinger” çiftler için olduğunu söyledi. Az kalsın namusum elden gidiyordu yani. Masaları kaldırdılar; sistem şimdi nasıl işliyor bilmiyorum ama yine de sevgilinizle ya da eşinizle gitmenizi pek önermem.

Burada da yemek servisi yok. Olsa da yemem zaten.

3 – Salisbury

Oldukça eski olan bu pub, rock/metal ağırlıklı olsa da daha geniş bir kitleye hitap ediyor. Eşimle dışarı çıktığımızda da uğradığımız bir yerdir. Ancak arkadaşlarımla çıktığımda genelde son durağımız olur. Çoğu zaman buraya kör kütük, artık konuşmayı beceremeyecek şekilde girdiğimiz için burada geçirdiğim çoğu zamanı hatırlamam.

Grand Central’a göre biraz daha sakin bir pub olsa da yine de çok severiz.

Hemen Grand Central’ın arka sokağında yer alır. Hafif bir yokuşun ardından ulaşırsınız—ki arkadaşlarımdan bazılarının o yokuşta yuvarlandığı olmuştur. Dikkatli olun.

salisbury
Arka sokak.

Pub, bir pizzeria ile anlaşarak pizza servisi sunmaya başlamış. Duyduğuma göre pizzaları oldukça iyi. Ayrıca açık bir alanı da var.

4 – Big Hands

Big Hands genelde sadece eşimle gittiğim bir pubdır. Eşimin en sevdiği biralardan biri olan Alhambra burada bulunur. Ayrıca Manchester Academy’nin hemen yanında olduğu için konser öncesi veya sonrası uğradığımız bir yerdir.

Oldukça salaş bir mekân. Güzel bir terasa sahip. Üniversiteye yakın olduğu için çok sayıda öğrenci görmeniz mümkün.

big hands

5 – The Wharf

Muhtemelen yukarıdaki publara bakınca “The Wharf ne alaka?” diyeceksiniz. Haklısınız. Bu daha “posh” bir mekan ve arkadaş grubumla önünden bile geçmeyiz haliyle. Genelde eşimle ya da misafir geldiğinde giderim.

Kanal kenarında yer alır ve çok güzel bir terasa sahiptir. Aslında pubdan ziyade restorana daha yakındır ama güzel bir günde içkinizi alıp dışarıda oturmak oldukça keyiflidir. Yemeklerinin de gerçekten başarılı olduğunu söylemem gerekir.

Terastan manzara

Publar olmadan Manchester’da yaşamak, zaten gri olan havayı tamamen siyah beyaza çevirir bence. Pek çok kişinin önünden bile geçmeyeceği bu publar benim favorilerim. Ama beğenmezseniz üzülmeyin. Manchester merkezde bile yüzlerce alternatif var.

Yorumsuz geçmeyin...